Hem okul öncesi hem de ortaöğretim kademesinde öğrenci sayıları düşüyor
Eğitim-Bir-Sen tarafından eğitim sisteminin mevcut durumunun veri temelli yaklaşımla analiz edildiği "Eğitime Bakış: 2025 İzleme ve Değerlendirme Raporu" yayımlandı.

Eğitim-Bir-Sen “Eğitime Bakış: İzleme ve Değerlendirme Raporu”nu yayımladı. 2025 yılı raporunda, 14-17 yaş grubunda net okullaşma oranlarının son iki yıldır gerilediği, 18-21 yaş grubunda en az lise mezunu oranının erkeklerde düşüşe geçtiği, ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin (NEET) oranında Türkiye’nin OECD ülkeleri arasında ilk sırada yer alması dikkati çeken veriler olarak öne çıkıyor. Raporda, 2026 yılında yeni öğretmen ataması yapılmayacak olmasının öğretmen ihtiyacını derinleştireceği vurgulanırken Türkiye’de özel okul ücretlerinin OECD ortalamasına göre çok yüksek düzeyde olduğu belirtildi.
Eğitime Bakış: 2025 İzleme ve Değerlendirme Raporu’nda Türkiye’nin eğitim profili, “eğitime erişim ve katılım”, “eğitimin çıktıları”, “öğretmenler ve okul yöneticileri”, “eğitim-öğretim ortamları” ve “eğitimin finansmanı” olmak üzere 5 başlık altında ulusal ve uluslararası ölçekte kıyaslanarak analiz edildi.
Elde edilen bulgular, eğitim sisteminin önemli kazanımlarını, acil müdahale gerektiren alanları ve çözüm bekleyen yapısal sorunları ortaya koydu.
Raporumuzda yer alan bazı önemli bulgular şöyle:
Kademelere göre toplam öğrenci sayılarında yaşanan değişim
2016 yılında okul öncesi kademesinden ortaöğretime kadar toplam öğrenci sayısı 17 milyon 588 bin 958 iken 2024-2025 eğitim-öğretim yılında bir önceki yıla göre 753 bin 742 azalarak 17 milyon 956 bin 523’e düştü.
Bu düşüş detaylı incelendiğinde, ilkokul kademesi hariç diğer tüm kademelerde gerçekleşti. Hatta bu öğrenci sayısındaki düşüşün büyük bir çoğunluğunun yüzde 62 ile ortaöğretim kademesinde olduğu görüldü.
Kademelere göre öğrenci sayılarına bakıldığında 2016 yılında okul öncesinde 1 milyon 209 bin 106 olan öğrenci sayısı 2025 yılında 1 milyon 741 bin 314’e yükseldi. İlköğretim kademesinde 2016 yılında 10 milyon 572 bin 209 olan toplam öğrenci sayısı 2025 yılında 10 milyon 886 bin 397 oldu. Ortaöğretim kademesindeki toplam öğrenci sayısı ise 2016 yılında 5 milyon 807 bin 643 iken 2024-2025 eğitim-öğretim yılında 5 milyon 328 bin 812’ye yükseldi. Burada dikkati çeken husus, son iki yıldır hem okul öncesi hem de ortaöğretim kademesinde öğrenci sayılarındaki düşüş nedeniyle toplam öğrenci sayısında da gerçekleşen düşüş oldu.
Okullaşma oranlarında kritik gerileme
Veriler, 5 yaş grubu hariç tüm yaş gruplarında kız çocuklarının okullaşma oranının erkeklere kıyasla az da olsa daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Ancak son iki yıllık dönemde, 6-13 yaş grubu dışındaki tüm yaş gruplarında okullaşma oranlarında düşüş yaşandığı görüldü.
Buna göre, 2023 yılından 2025 yılına 3-5 yaş grubunda net okullaşma oranı hem erkeklerde hem de kızlarda yüzde 2,6 puan; 4-5 yaş grubunda net okullaşma oranı erkeklerde yüzde 2,9 puan, kızlarda ise yüzde 3 puan; 5 yaş grubunda net okullaşma oranı erkeklerde yüzde 2,9 puan, kızlarda ise yüzde 3 puan düştü.
Net okullaşma oranlarında en dikkati çekici başlık 14-17 yaş grubu
Raporda en dikkati çekici başlıklardan biri, 14-17 yaş grubunda yaşanan net okullaşma oranlarında gerileme oldu. 14-17 yaş grubunda 2023 yılından 2025 yılına gelindiğinde net okullaşma oranı erkeklerde yüzde 8,4 puan, kızlarda ise yüzde 7,7 puan düştü.
Bu yaş grubunda net okullaşma oranı 2023 yılında yüzde 94,5 iken, 2024 yılında yüzde 91,3’e, 2025’te ise yüzde 86,4’e düştü. 14-17 yaş grubunda erkeklerin net okullaşma oranı ise yüzde 86,3, kızların ise yüzde 86,5 oldu.
Ortaöğretim kademesinin zorunlu eğitim kapsamında olmasına rağmen 2024 yılında 14-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 8,7’si eğitimin dışındayken 2024-2025 eğitim-öğretim yılında bu oranın yüzde 13,6’ya yükseldiği belirlendi. Dolayısıyla ortaöğretim kademesi zorunlu eğitim kapsamında olmasına rağmen son 9 yılın en yüksek oranı olan 14-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 13,6’sı zorunlu eğitimin dışında kaldı.
2025 yılı okullaşma oranı ortalamasının altında yer alan iller incelendiğinde; Ağrı’da erkeklerin, Gümüşhane ve Şanlıurfa’da kızların, Muş’ta ise hem erkeklerin hem de kızların 14-17 yaş grubunda net okullaşma oranlarının yüzde 69 bandında olduğu görüldü.
Cinsiyete göre bakıldığında ise; erkeklerde Ağrı yüzde 68,6 ile en düşük, Rize yüzde 99,7 ile en yüksek okullaşma oranına sahip iller oldu. Kızlarda ise Şanlıurfa yüzde 69,3 ile son sırada, Burdur yüzde 94,1 ile ilk sırada yer aldı.
Raporda, ortaöğretim düzeyinde okullaşma oranlarındaki düşme nedenlerinin araştırılması, eğitime erişimleri sağlamak için yeni politikalar geliştirilmesi ve gerekli tedbirlerin alınması önerildi.
18-21 yaş grubunda erkeklerin lise mezuniyet oranlarında düşüş dikkati çekiyor
Raporda, 18-21 yaş grubunda en az lise mezunu olanların oranı genel olarak incelendiğinde, 2024 yılı hariç her yıl düzenli şekilde artış eğilimi görülüyor. Nitekim 2015 yılında bu yaş grubunda yüzde 52,2 olan en az lise mezunu oranı, 2024 yılına gelindiğinde yüzde 71,7’ye yükseldi. Ancak bu oran son 4 yılın en düşük seviyesine işaret ediyor.
Toplamda ise 18-21 yaş grubunda en az lise mezunu olma oranı 2015 yılında yüzde 54,9 iken 2024 yılında yüzde 75,8’e ulaştı. Son 10 yılın verileri incelendiğinde 18-21 yaş grubunda en az lise mezunu oranında kadınların erkeklere kıyasla daha yüksek düzeyde artış gösterdiği ortaya konuldu. Cinsiyetler arasındaki fark, en fazla 2024 yılında açılarak fark yüzde 8,4 olarak gerçekleşti.
Öte yandan, ortaöğretimin zorunlu eğitim kapsamına alınmasından itibaren en az lise mezunu olma oranında ciddi bir artış olduğu görülüyor. 2023 verilerine bakıldığında 2015 yılı verilerine göre yaklaşık olarak yüzde 50 yükselişe işaret ederken 2024 yılı verileri, 2023’e göre en az lise mezunu olanların oranının kadınlarda sabit kaldığı, erkeklerde ise düşüşe geçtiği dikkati çekiyor.
Raporda, ortaöğretimin zorunlu eğitim kapsamında olmasına rağmen, özellikle erkekler arasında mezuniyet oranlarının görece düşük kalması, bu alandaki yapısal sorunların daha ayrıntılı biçimde ele alınmasını gerekli kılıyor. Bu kapsamda, okul terki ve mezun olamama nedenlerinin kapsamlı şekilde analiz edilmesi, risk altındaki gençlere yönelik hedef odaklı politikaların geliştirilmesi ve mevcut uygulamaların etkinliğinin artırılmasının büyük önem taşıdığı belirtiliyor.
Açık öğretimin yeniden yapılandırılması şart
Açık öğretim lisesine kayıtlı öğrenci sayısı da son iki yılda 1 milyon 54 bin 703 azalarak 2025 yılında 954 bin 777 oldu. Bu gerilemeyle birlikte açık öğretimin ortaöğretim içindeki payı yüzde 17,9 oranı ile son 10 yılın en düşük düzeyine indi.
Raporda, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açık öğretim lisesinde önemli bazı sorunlara çözüm üretilmeye çalışılsa da çeşitli nedenlerden dolayı hem daha az başarılı öğrencilerin yönlendirildiği hem de başarılı öğrencilerin tercih etme nedenlerinin kısa vadeli politikalarla çözüme kavuşturmanın geçici çözümler olacağına işaret edilerek, yapısal çözümler için kalıcı politikalara ihtiyaç bulunduğu, açık öğretimin sorunlarının temelinde yatan zorunlu eğitim kapsamındaki ortaöğretimin hem zorunluluğu hem de öğretim süresinin yeniden yapılandırılması gerektiği vurgulandı.
Özel eğitimde kademeler arası geçiş sorunu
Veriler, özel eğitim alanında kademeler arası geçişte ciddi bir daralmaya işaret ediyor. 2024-2025 eğitim-öğretim yılında özel eğitim alan öğrenci sayısı 602 bin 729 olurken, bu sayı ilköğretimde 473 bin 295’e, ortaöğretimde 118 bin 165’e düştü. Bu tablo, özel gereksinimli öğrencilerin ortaöğretim kademesine devam sürecinde önemli engellerle karşılaştığını ortaya koyuyor.
Özel eğitim öğrencilerinin yüzde 83’ü kaynaştırma yoluyla, yüzde 10,3’ü özel eğitim okullarında, yüzde 6,7’si ise özel eğitim sınıflarında eğitim alıyor.
Türkiye, NEET oranında yine OECD birincisi
Raporda, gençlere ilişkin veriler ise çarpıcı bir tabloya işaret ediyor.
18-24 yaş grubunda ne eğitimde ne de istihdamda olan gençlerin (NEET) oranı OECD ülkelerinde ortalama yüzde 14 iken, Türkiye’de yüzde 31 olarak kayıtlara geçti. Türkiye, NEET oranında yüzde 30 barajını aşan tek ülke olarak OECD ülkeleri arasında bu olumsuz tabloda ilk sırada yer aldı. Raporda, 2019 yılından bu yana NEET oranlarında OECD ülkeleri arasında birinci sırada yer alan Türkiye’nin bu gruptaki gençlere yönelik bütüncül ve hedef odaklı politikalar geliştirmesinin önemine vurgu yapıldı.
Öte yandan, 2025 yılında üniversiteye yerleşenlerin yüzde 50,4’ünü, liseden mezun olduktan sonra herhangi bir programa yerleşmemiş adaylar oluşturdu. Lise son sınıf öğrencilerinin yerleşme oranı ise sadece yüzde 31,9 oldu.
2026 yılında öğretmen ataması öngörülmüyor
Raporda, öğretmen istihdamına ilişkin verilere de yer verildi. Son 10 yıllık süreçte en az öğretmen atamasının 2022, 2024 ve 2025 yıllarında yapıldığı görüldü. 2022’de 19 bin 614, 2024’te 19 bin 968 öğretmen ataması yapılırken 2025 yılında gerçekleştirilen 15 bin öğretmen ataması ise son 10 yılın en düşük seviyelerinden biri olarak kaydedildi.
Öğretmen arz ve talebi arasındaki makas ise her yıl açılmaya devam ediyor. Nitekim, 13 Temmuz 2025 tarihinde gerçekleştirilen Milli Eğitim Bakanlığı Akademi Giriş Sınavı’na (MEB-AGS) 411 bin 805 aday başvurmuş, 10 bini ise Milli Eğitim Akademisi’nde Şubat 2027’ye kadar hazırlık eğitimine alınmak üzere seçildi. Bu süreç nedeniyle 2026 yılında yeni bir öğretmen atamasının öngörülmemesi, mevcut öğretmen ihtiyacının derinleşeceğine işaret etmektedir. Raporda bu duruma yönelik, öğretmen atama sayılarının artırılmasına yönelik tedbirlerin değerlendirilmesinin önem taşıdığına işaret edildi.
Sınıf mevcutları iller arasında değişkenlik gösteriyor
Ortalama ilkokul kademesinde 22 sınıf mevcudu ile Türkiye, 21 olan OECD ortalamasına yakınken, ortaokul kademesinde bu oran 21 olan OECD ortalamasının üzerine çıkarak 28 oldu.
Türkiye’de il bazında kademelere göre bakıldığında bazı farklılıklar dikkati çekiyor. Özellikle İstanbul ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde sınıf mevcutları, kronik bir sorun olmaya devam ederken, İstanbul’da ilkokullarda şube başına 28, ortaokullarda ise 26 öğrenci düşüyor.
Buna karşılık Gümüşhane’de aynı kademelerde şube başına düşen öğrenci sayılarının 13 ve 11’e kadar gerilemesi, iller arasında bu alandaki farkı ortaya koyuyor.
Öğrenciler için yapılan harcamalar OECD ortalamasının gerisinde
Satın alma gücü paritesine göre, öğrenci başına yapılan harcama 4 bin 38 dolar iken, bu rakam OECD ortalaması olan 13 bin 527 doların oldukça altında bulunuyor. Toplam kamu harcamaları içinde eğitime ayrılan pay yüzde 6,7 ile OECD ortalaması olan yüzde 7,4’ün gerisinde kaldı.
Türkiye’de özel okul ücretleri yüksek
OECD ülkelerinde Danimarka’dan sonra ortaöğretimde genel programlarda öğrenci başına toplam harcaması kamu okullarına göre özel okullarda çok daha fazla olan ülke Türkiye oldu. Bu alandaki OECD ülkeleri ortalamaları ise hemen hemen birbirine çok yakın gerçekleşti.
Türkiye’de ortaöğretimde genel program uygulayan kamu okullarında öğrenci başına yapılan devlet harcaması ile toplam harcaması birbirine çok yakın iken özel okullarda öğrenci başına yaptığı devlet harcaması çok düşük olup toplam harcaması ise çok yüksektir. Bunun temel nedeninin ise genel program uygulayan özel okullarda öğrenci başına özel harcamaların çok yüksek olmasından kaynaklandığı belirlendi. Dolayısıyla bu veriler, Türkiye’de özel okul ücretlerinin çok yüksek düzeyde olduğunu ortaya koydu. Bu kapsamda kamu okullarında öğrenci başına yapılan harcamaların artırılması sağlanması gerektiği belirtildi.
Mesleki program uygulayan kamu ve özel okullarda öğrenci başına yapılan toplam harcamada ise tam tersi bir durum tespit edildi. OECD ülkeleri genelinde mesleki program uygulayan kamu okullarına nazaran özel okullardaki öğrenci başına yapılan toplam harcamalar daha yüksektir. Dolayısıyla Türkiye’de özel sektörün mesleki ve teknik eğitimdeki payının oldukça düşük olduğu ortaya çıkarken, mesleki ve teknik eğitimin gelecek vizyonu kapsamında, gerekli teşvik mekanizmalarının geliştirilerek özel sektörün mesleki ve teknik ortaöğretimde daha fazla yer almasının sağlanması gerektiği vurgulandı.
Raporda yer alan öneriler şöyle:
● 14-17 yaş grubunda okullaşma oranı düşük olan illerde ortaöğretime erişimi artırmak, özellikle de erkek ve kızların aleyhine durumun olduğu illerde eğitimin dışında kalma nedenleri araştırılarak eğitime erişimlerini sağlamak için yeni politikalar geliştirilmeli ve gerekli tedbirler alınmalıdır.
● Milli Eğitim Bakanlığı, örgün eğitimden açık öğretime geçişleri sınırlandırarak 2024-2025’te öğrenci artışını engellemiştir. Düşüşte, son sınıfta geçen başarılı öğrencilerin mezun olması ve mevcut öğrencilerin mezuniyeti etkilidir. Ancak sorunlar tam anlamıyla çözülememiştir. Kısa vadeli politikalar yetersiz kalmaktadır. Kalıcı çözümler için yapısal düzenlemeler gereklidir. Açık öğretimin sorunlarının temelinde yatan zorunlu eğitim kapsamındaki ortaöğretimin hem zorunluluğu hem de öğretim süresi yeniden yapılandırılmaya muhtaçtır.
● Özel eğitim ihtiyacı olan öğrencilerin sayılarında ilköğretim kademesinde son beş yıldır ciddi bir artış söz konusudur. Buna rağmen ortaöğretim kademesinde ilköğretime göre özel eğitim alan öğrencilerin sayısının daha az olması; ilköğretimde özel eğitim alan çocukların önemli bir kısmının ortaöğretime erişemediğini ortaya koymaktadır. Özel eğitim ihtiyacı olan bu çocukların ilköğretimden sonra ortaöğretime erişimine ve özelliklerine göre de mesleki eğitime yönlendirilmelerine ilişkin daha etkin politikalar geliştirilmelidir.
● 2015-2024 yılları arasında Türkiye’de 18-21 yaş grubunda en az lise mezunu olma oranında kayda değer bir artış yaşanmıştır. Bu olumlu gelişmeye rağmen, söz konusu oranların bölgesel dağılımında belirgin farklılıklar devam etmektedir. Öte yandan, 2015 yılından itibaren kadınların en az lise mezunu olma oranı erkekleri geçmiş olup bu fark her geçen yıl daha da artmaktadır. Ortaöğretimin zorunlu eğitim kapsamında olmasına rağmen, özellikle erkekler arasında mezuniyet oranlarının görece düşük kalması, bu alandaki yapısal sorunların daha ayrıntılı biçimde ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu doğrultuda, okul terki ve mezun olamama nedenlerinin kapsamlı şekilde analiz edilmesi, risk altındaki gençlere yönelik hedef odaklı politikaların geliştirilmesi ve mevcut uygulamaların etkinliğinin artırılması büyük önem taşımaktadır.
● YKS’de lise son sınıf öğrencilerinin performansları incelendiğinde, sınava giren diğer adaylara kıyasla bilgileri daha güncel olan lise son sınıf öğrencilerinin bu alanlardaki performanslarının artırılması için somut ve hedef odaklı adımlar atılması gerekmektedir. Bu doğrultuda, öğrenme eksikliklerinin sistematik biçimde tespit edilmesi ve söz konusu eksiklikleri gidermeye yönelik etkili telafi ve destek mekanizmalarının geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır.
● Türkiye’nin NEET grubundaki gençlere yönelik bütüncül ve hedef odaklı politikalar geliştirmesi büyük önem taşımaktadır. Özellikle eğitimden kopuşun önlenmesi, mesleki becerilerin artırılması, işgücü piyasasına geçişin kolaylaştırılması ve gençlerin istihdam edilebilirliğinin desteklenmesine yönelik uygulamaların hayata geçirilmesi gerekmektedir.
● Öğretmen ihtiyacına ilişkin hesaplamaların güncel veriler temelinde yapılması ve ortaya çıkan ihtiyaç doğrultusunda Milli Eğitim Akademisinde hazırlık eğitimi alacak öğretmen adaylarına yönelik kontenjanların artırılması dolayısıyla da öğretmen atama sayılarının artırılmasına yönelik tedbirlerin değerlendirilmesi önem taşımaktadır.
● Öğretmen arz ve talebi arasındaki makas her yıl büyümektedir. Öğretmen arz-talep dengesi gözetilerek ihtiyaç ve planlamalar yapılmalı ve bu yönde politikalar oluşturulmalıdır.
● Yöneticilerin en düşük kariyer maaşı satın alma gücü paritesine göre OECD ülkeleri ortalamaları ile karşılaştırıldığında, Türkiye’de ilkokul düzeyinde bir miktar daha yüksek iken diğer kademelerde başlangıç maaşı ortalamanın altındadır. Tüm kademelerde en yüksek maaş düzeyi ise OECD ülkeleri ortalamalarının oldukça altında kalmaktadır. Dolayısıyla okul yöneticilerinin maaşlarının kariyer düzeylerine göre OECD ülkeleri ortalamalarına yaklaştırılmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır.
● OECD verilerine bakıldığında, öğretmen başına düşen öğrenci ve ortalama sınıf mevcudu göstergeleri üzerinden ülkelere göre yapılan analiz; Türkiye’nin öğretmen ve sınıf başına düşen öğrenci sayılarının halen kamu kurumlarında ilkokul ve ortaokul kademesinde OECD ortalamalarının biraz üzerinde olduğu ancak 2023 yılı itibarıyla ortaöğretimde genel programlarda OECD ortalamasını yakaladığı, mesleki programlarda ise ortalamanın altında olduğunu göstermektedir. İllere göre öğretmen başına düşen öğrenci sayıları ve ortalama sınıf mevcudu göstergeleri incelendiğinde iller ve bölgeler arası var olan eşitsizlikler devam etmektedir. Dolayısıyla var olan ve kronik bir problem haline gelen bölgesel eşitsizliğin azaltılması için dezavantajlı bölgelere öncelik verilerek okul ve derslik yapımı gerçekleştirilmelidir.
● Taşımalı eğitim, özellikle kırsal alanlarda yaşayan ve eğitime erişimde zorluk çeken öğrenciler için büyük önem taşıyan bir uygulamadır. Ancak, taşımalı eğitim uygulamasının da bazı ciddi olumsuz sonuçları bulunmaktadır. Özellikle öğrencilerin uzak okullara gitmek zorunda olmaları, erken saatlerde yola çıkmalarına ve uzun saatler boyunca yolda vakit geçirmelerine neden olmaktadır. Bu durum, öğrencilerin eğitim süreçlerini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle, taşımalı eğitimin en aza indirilmesi ve yalnızca çok az sayıda öğrencinin bu sistemden faydalanması için, öğrencilerin evlerine en yakın okullarda eğitim almalarını sağlayacak ya da iyi bir planlama yapılarak uygun olan yerlerde öğrencilerin eğitim-öğretim almaları için öğretmenlerin taşınmasını sağlayacak etkili politikalar geliştirilmelidir.
● 2022 yılı verilerine göre Türkiye’de -okul öncesi ve yükseköğretim hariç- eğitim kurumlarına yapılan toplam harcamaların GSYH’ye oranı (yüzde 2,1) OECD ülkeleri ortalamasının (yüzde 3,3) hem altında hem de bu oranla OECD ülkeleri arasında son sıralarda yer almaktadır. Eğitim kurumlarına yapılan kamu harcamaların GSYH’ye oranı bakımından da benzer durum söz konusudur. Buna karşın Türkiye (yüzde 6,7) OECD ülkeleri ortalamasının (%7,4) biraz altında bir oranda toplam kamu harcamaları içinde eğitime pay ayırmaktadır. Dolayısıyla Türkiye, tüm kamu ve özel kuruluşlara yönelik eğitim kurumlarını destekleyecek şekilde harcamalar yapmalarını teşvik edecek mekanizmalar geliştirmelidir.
● Satın alma gücü paritesine göre Türkiye, öğrenci başına eğitim kurumlarına yapılan toplam harcama 4 bin 38 Dolar ile OECD ülkeleri ortalaması olan 13 bin 527 Doların oldukça altında ve bu ülkeler arasında son sıralarda yer almaktadır. Bu kapsamda öğrenci başına eğitim kurumlarına yapılan harcamaların artırılması sağlanmalıdır.
● OECD ülkelerinde Danimarka’dan sonra ortaöğretimde genel programlarda öğrenci başına toplam harcaması kamu okullarına göre özel okullarda çok daha fazla olan ülke Türkiye olup OECD ülkeleri ortalamaları ise hemen hemen birbirine çok yakındır. Buna karşın mesleki program uygulayan kamu ve özel okullarda öğrenci başına yapılan toplam harcamada ise tam tersi bir durum söz konusudur. OECD ülkeleri genelinde mesleki program uygulayan kamu okullarına nazaran özel okullardaki öğrenci başına yapılan toplam harcamalar daha yüksektir. Dolayısıyla Türkiye’de özel sektörün mesleki ve teknik eğitimdeki payının oldukça düşük olduğu ortaya çıkarken, mesleki ve teknik eğitimin gelecek vizyonu kapsamında, gerekli teşvik mekanizmaları geliştirilerek özel sektörün mesleki ve teknik ortaöğretimde daha fazla yer alması sağlanmalıdır.
Eğitim-Bir-Sen olarak, veri temelli yaklaşımın eğitimde kalıcı bir dönüşümün anahtarı olduğuna inanıyor; bu raporun tüm karar alıcılar için bir yol haritası teşkil etmesini temenni ediyoruz.
