Vakıf üniversitelerinde ücretler 3 milyon TL'yi geçti
YKS tercih dönemi 29 Temmuz-10 Ağustos tarihleri arasında yapılacak. Bu yıl yükseköğretim kontenjanı yaklaşık 47 bin azalırken, vakıf üniversitelerinde ücretler ortalama yüzde 31 arttı. Uzmanlar, adayların yalnızca puan ve başarı sırasına değil; eğitim maliyeti, burs koşulları, barınma imkanları ve mezuniyet sonrası istihdam olanaklarını da dikkate alarak tercih yapması gerektiğini vurguluyor.

Türkiye'de Yükseköğretim Kurumları Sınavı'nın ardından üniversite adayları için tercih dönemi başlıyor. Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi'nin takvimine göre tercihler 29 Temmuz-10 Ağustos arasında yapılacak. Adaylar en fazla 24 programı elektronik ortamda ÖSYM'ye bildirecek.
Başarı sırası ve önceki yılların taban puanları tercihlerin temel ölçütleri olmayı sürdürse de artan maliyetler üniversite seçimini daha karmaşık hale getiriyor. Vakıf üniversitelerinin ücretleri, bursların devam koşulları, yurt imkanları ve başka şehirde yaşamanın maliyeti birçok aile açısından bölüm seçimi kadar önem taşıyor.
Kontenjan yaklaşık 47 bin azaldı
DW Türkçe'den Pelin Ünker'e konuşan eğitim uzmanı Salim Ünsal'ın hesaplamasına göre özel kontenjanlar hariç tutulduğunda geçen yıl yaklaşık 794 bin olan yükseköğretim kontenjanı bu yıl 747 bine indi. Yaklaşık yüzde 6'lık azalma hem devlet hem de vakıf üniversitelerine yansıdı.
Ünsal, kesintilerin ağırlıklı olarak düşük başarı sıralarından öğrenci alan vakıf programlarında yoğunlaştığını, bu nedenle geçen yıl hukuk, mühendislik ve diş hekimliğinde görülen ölçüde bir etki beklemediğini belirtiyor. Sınava başvuranların yaklaşık 150 bin, puanı hesaplananların ise 120 bin ile 130 bin kişi azalması kontenjan daralmasını kısmen dengeliyor.
Bölümlere yönelik talepte önemli bir değişiklik olmazsa başarı sıralamalarında olağan dışı hareketler beklenmiyor. Ancak tıp gibi üst sıralardan öğrenci alan programlarda birkaç bin kişilik kaymalar yaşanabileceği belirtiliyor.
Lisansın ortalama ücreti 573 bin TL
Ünsal'ın liste fiyatları üzerinden yaptığı hesaplamaya göre vakıf üniversitelerindeki bütün lisans ve ön lisans programlarının liste fiyatları bu yıl ortalama yüzde 31 arttı.
Dört yıllık lisans programlarının ortalama ücreti yüzde 34 artarak 428 bin 681 TL'den 573 bin 117 TL'ye çıktı. Bu tutar 2024'te 257 bin 854 TL'ydi. İki yıllık programların ortalaması ise yüzde 34 artışla yaklaşık 304 bin TL'ye ulaştı.
Programlar arasındaki fark çok daha yüksek.
Nişantaşı Üniversitesi Tıp Fakültesi için açıklanan liste fiyatı 3 milyon 740 bin TL'ye kadar çıkıyor. Ancak Ünsal, bu tür rakamların tercih ve kurum burslarıyla düşürülmesinin beklendiğini söylüyor.
Ünsal'a göre reel olarak en yüksek yıllık ücret ise Koç Üniversitesi'nde yaklaşık 2 milyon 180 bin TL, Sabancı Üniversitesi'nde yaklaşık 2 milyon 170 bin TL düzeyinde. Özyeğin Üniversitesi'ndeki bazı programlar ise 1 milyon 800 bin ile 1 milyon 900 bin TL arasında:
"Liste fiyatı başka, reel gerçek fiyat başka şekilde cereyan ediyor."
Hedef 80 milyar TL gelir
Vakıf üniversiteleri bu yıl 176 bin 80 öğrenci almayı planlıyor. Kontenjanların tamamının dolması ve ilave burs verilmemesi hâlinde liste fiyatları üzerinden yaklaşık 80 milyar 376 milyon TL'lik gelir ortaya çıkıyor.
Geçen yıl 193 bin 847 öğrenci hedeflenmiş ancak 145 bin 319 öğrenci yerleşmişti. Hedeflenen 66 milyar 179 milyon TL yerine yaklaşık 47 milyar 16 milyon TL'lik hacme ulaşılabildi. Tercih, başarı ve kardeş bursları nedeniyle fiili gelirin bu rakamın da altında kaldığı belirtiliyor.
Ünsal, baraj puanının kaldırılmasının ardından vakıf üniversitelerinin 2022-2024 arasında yüzde 96-98 doluluğa ulaştığını, başvuruların yeniden 2,5 milyon seviyesine inmesiyle doluluğun yaklaşık yüzde 75'e gerilediğini anlatıyor. Ünsal, bu yıl da ücretler ve ekonomik koşullar nedeniyle doluluğun yüzde 70-75 düzeyinde kalmasını bekliyor.
Öğrencilerin üçte ikisi yüzde 50 indirimli
2026 kontenjanlarının yüzde 14'ü tam burslu, yüzde 68'i yüzde 50 indirimli, yüzde 4'ü yüzde 25 indirimli ve yüzde 13'ü ücretli öğrenciler için ayrıldı. Geçen yıl yüzde 50 indirimli kontenjanların payı yüzde 70, ücretlilerin payı yüzde 9'du.
Ünsal, öğrencilerin yaklaşık üçte ikisinin yüzde 50 indirimli alınmasının vakıf üniversitelerinin gerçek fiyatlandırma modelini gösterdiğini söylüyor:
"Vakıf üniversitelerinin gerçek fiyatı aslında yüzde 50 ücretleri ne kadarsa o fiyatlar normalde."
Kılavuzdaki bursların yanında tercih, başarı, kardeş, mütevelli heyeti ve mezun olunan okula bağlı indirimler de uygulanıyor. Ünsal, bu bursların özellikle dolmayan programlara öğrenci çekme stratejisine dönüştüğünü belirtiyor.
Adayların bursun hazırlığı kapsayıp kapsamadığını, normal öğrenim süresince devam edip etmediğini, hangi koşullarda kesilebildiğini ve sonraki yıllardaki zamların hangi ücret üzerinden hesaplanacağını yazılı olarak öğrenmesi gerekiyor.
Barınma maliyeti öğrenci göçünü azaltıyor
Ünsal, ekonomik koşullar nedeniyle son iki üç yılda öğrencilerin başka şehre gitme eğiliminin belirgin biçimde azaldığını söylüyor. Ailelerin artık yalnızca üniversitenin akademik niteliğini değil, öğrencinin başka bir şehirde yaşayacağı toplam maliyeti de hesapladığını belirtiyor.
Özellikle İstanbul'da yaşayan aileler, başka şehirde devlet üniversitesinde okuyan bir öğrencinin yurt, kira, ulaşım ve beslenme giderleriyle İstanbul'daki yüzde 50 burslu bir vakıf üniversitesinin ücretini karşılaştırıyor.
Ünsal'ın aktardığı verilere göre İstanbul'dan bir yükseköğretim programına yerleşen öğrencilerin yaklaşık yüzde 76'sı kentte kalıyor. Ünsal, geçmişte ailelerin çocuklarının şehir dışında okumasını daha fazla teşvik ettiğini, son yıllarda ise ekonomik nedenlerle öğrencilerin yaşadıkları kentte kalmasının daha çok tercih edildiğini söylüyor.
İller arasındaki öğrenci hareketliliği de üniversite kapasitesine göre değişiyor. Ünsal'ın verdiği bilgiye göre Ordu, Osmaniye, Manisa ve Mardin gibi üniversite kapasitesi öğrenci talebini karşılamayan illerden daha fazla öğrenci başka şehirlere giderken, Gümüşhane, Ardahan, Burdur ve Çanakkale gibi üniversite kapasitesi yüksek iller dışarıdan öğrenci çekiyor.
Batman gibi bazı illerde ise ekonomik koşulların yanı sıra aile yapısı ve sosyolojik nedenlerle öğrencilerin yaşadıkları şehirde kalma eğilimi güçleniyor. Deprem bölgesinde uygulanan özel kontenjanlar da öğrencilerin kendi illerindeki üniversiteleri tercih etmesini artıran etkenler arasında gösteriliyor.
Kredi ve Yurtlar Kurumu'na (KYK) bağlı yurtlar en ekonomik seçenek olsa da kapasite bütün öğrencileri karşılamıyor. Köklü üniversitelerin bulunduğu Anadolu kentlerinde yurt altyapısı daha gelişmişken yeni kurulan üniversitelerin bulunduğu illerde, büyükşehirlerde ve çok sayıda vakıf üniversitesinde barınma sorunu sürüyor.
Bu nedenle adayların tercih yaparken yurdun üniversiteye ait olup olmadığını, ücretini, oda kapasitesini ve kampüse uzaklığını araştırması gerekiyor. KYK yurdu ise kesin bir imkan değil, başvuru sonucuna bağlı bir seçenek.
Lisans mezunu ilk işi 14 ayda buluyor
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) 2025 verilerine göre lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı yüzde 74, ön lisans mezunlarınınki yüzde 66. Lisans mezunlarının ilk işi bulma süresi ortalama 14 ay, ön lisans mezunlarınınki ise 16 ay.
En yüksek kayıtlı istihdam oranı yüzde 95 ile tıpta. Tıbbı özel eğitim öğretmenliği, havacılık elektrik ve elektroniği, matematik mühendisliği ve hemşirelik izliyor. İlk işe girişin en hızlı olduğu lisans programı ise 2 ayla dil ve konuşma terapisi.
Ünsal, bu verilerin mutlaka incelenmesini ancak tek başına tercih ölçütü yapılmamasını öneriyor. Ünsal'a göre birkaç yüz mezun veren bölümle binlerce mezun veren programın istihdam oranlarının doğrudan karşılaştırılması yanıltıcı olabiliyor. Ayrıca yüksek istihdam oranına sahip bazı bölümlerin yalnızca birkaç üniversitede bulunduğunu hatırlatıyor:
"TÜİK'in istatistiklerine de mutlaka bakmalılar. Ama yine de genel olarak tek başına bakılacak bir parametre değil."
Mezunların yarıya yakını alanı dışında çalışıyor
TÜİK'e göre ücretli çalışan lisans mezunlarının yüzde 57'si eğitim aldığı alanla uyumlu bir meslekte çalışıyor. Ön lisans mezunlarında oran yüzde 51. En yüksek uyum yüzde 80 ile sağlık ve refah alanında, en düşük uyum ise yaklaşık yüzde 20 ile sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyonda görülüyor.
Ortalama kazancın en yüksek olduğu lisans bölümü pilotaj. Pilotajı matematik, uzay, uçak ve kontrol ve otomasyon mühendislikleri izliyor. Ön lisansta ilk sırada uçak teknolojisi bulunuyor.
İstenmeyen bölüm listeye yazılmamalı
Ünsal, tercih sürecinde adayların çoğunlukla bölümün popülerliğine, çevrelerindeki talebe ve puanlarının yetip yetmeyeceğine odaklandığını söylüyor. Adayların önemli bölümü için temel soru, "Yerleşebilir miyim?" oluyor.
Buna karşılık Ünsal, "Bu bölüm kişilik özelliklerime, ilgime ve yeteneğime uygun mu?", "Bu alanda nasıl bir kariyer kurabilirim?" ve "Dünyada bu mesleğe gelecekte ne kadar ihtiyaç duyulacak?" sorularının daha az sorulduğunu belirtiyor. Ünsal'a göre yalnızca bir programın "önünün açık" olması, mezuniyetin ardından hızlı ve sorunsuz biçimde işe geçileceği anlamına gelmiyor.
Ünsal, yalnızca açıkta kalmamak için yapılan tercihlerin öğrenciyi istemediği bir bölümde mutsuz bir eğitim hayatına ve sonrasında istemediği bir mesleğe sürükleyebileceğini söylüyor. Bu nedenle gerekirse bir yıl daha hazırlanmanın, yıllarca sevmediği bir alanda eğitim görmekten daha doğru bir seçenek olabileceğini belirtiyor.
"Psikolojik boyut daha önemli"
Ünsal, puan ve başarı sırasının tercih sürecinin yalnızca matematiksel bölümünü oluşturduğunu, psikolojik ve pedagojik boyutun daha önemli olabildiğini söylüyor.
Adaylara mümkünse üniversiteleri yerinde görmelerini, programların ders içeriklerini incelemelerini ve mezunların çalışma alanlarını araştırmalarını öneriyor.
Ünsal'a göre tercihin yalnızca kamuya atanma ihtimaline dayandırılmaması da önemli. Bir mesleğin hangi becerileri gerektirdiği, çalışma koşulları, işe geçiş süresi ve gelir düzeyi de tercih öncesinde değerlendirilmesi gereken başlıklar arasında yer alıyor.
Ayrıca mezuniyetin ardından kendi işini kurma ya da girişimcilik imkanı sunup sunmadığının da göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtiyor.
İki yıllık programların peşinen dışlanmamasını, popüler bölümlerdeki yığılma yerine adayın becerileriyle örtüşen seçeneklerin araştırılmasını öneren Ünsal, yapay zeka veya teknolojiyle ilişkilendirilen bazı programların doğrudan "geleceğin mesleği" ilan edilmesini ise doğru bulmuyor.
Tercih sürecinin yalnızca puanların programlarla eşleştirilmesinden ibaret olmadığını belirten Ünsal'a göre öğrencilerin, okuyacakları bölümün kendi becerilerine ne kadar uygun olduğunu ve o bölümle nasıl bir gelecek kurabileceklerini de değerlendirmeleri gerekiyor:
"Tercih listesine girecek her programın mutlak surette öğrencinin zihninde bir karşılığının, hayalinde bir karşılığının olması gerekiyor."
