Türkiye'de dövizden neden vergi alınmıyor?
AK Parti iktidarının ilk yıllarında stabil olduğu için kazanç elde edemeyen döviz yatırımcısının vergi beyannamesi vermesine gerek yoktu. Ancak daha sonra döviz kurları yıldan yıla katlansa da beyanname vermemek genel geçer bir uygulamaymış gibi devam etti. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın ses çıkarmadığı vergisiz döviz düzeni, Türkiye’nin yıllardır enflasyon-faiz-kur sarmalında kalmasına neden oldu. Kur üzerinden elde edilen vergisiz kazanç, döviz talebini canlı tutarak fiyatlama davranışlarını bozuyor, enflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor ve faizi düşürmenin yolunu tıkıyor. Nitekim dün Merkez Bankası döviz artar korkusuyla politika faiz oranını yine %37'de sabit tuttu.

Türkiye ekonomisinde son yıllarda üretim ile finansal kazanç arasındaki denge giderek bozuluyor. Reel sektör, yüksek finansman maliyetleri, ağır vergi yükü ve artan işletme giderleri altında faaliyet göstermeye çalışıyor. Üretim dışı finansal işlemlerden elde edilen kazançların önemli bölümü ise herhangi bir vergisel yükle karşılaşmıyor. Sanayi ve ticaret dünyası, üretimi teşvik edecek yeni ekonomi politikalarının en önemli ayağının vergi adaleti olduğuna dikkat çekiyor.
İŞ DÜNYASININ FEDAKARLIKLARI BÜYÜK
Türkiye'de faaliyet gösteren yaklaşık 2,2 milyon şirket, 25 milyona yakın kişiye doğrudan veya dolaylı istihdam sağlıyor. İşletmeler yalnızca maaş ödemekle kalmıyor; SGK primleri, Kurumlar Vergisi, KDV, stopaj ve çok sayıda mali yükümlülüğü de yerine getiriyor. Finansmana erişimin zorlaştığı, kredi maliyetlerinin tarihi seviyelere ulaştığı dönemde şirketler üretim faaliyetlerini sürdürmek için önemli fedakârlık gösteriyor. Vergi yükü yalnızca üretimden elde edilen gelirlerle sınırlı değil. Şirketlerin faaliyetleri kapsamında gerçekleştirdiği döviz işlemlerinden doğan gelirleri de ticari kazanç kapsamında değerlendirilerek Kurumlar Vergisi kapsamına alınıyor. Şirketlere ait 78,5 milyar dolar seviyesindeki döviz mevduatından elde edilen kur farkı gelirleri de vergi matrahına dahil ediliyor.
DÖVİZ SABİTKEN BEYANNAME VERMEYE GEREK KALMAMIŞTI
AK Parti iktidara geldiğinde 1 dolar 1 lira 54 kuruştu. Mevcut seviye uzun yıllar korundu hatta 2008'e gelindiğinde 1 dolar 1 lira 29 kuruşa kadar geriledi. Doların TL karşısındaki değeri artmak bir yana, düştüğü için o yıllarda kayda değer bir döviz kazancı oluşmadı. Bilakis yatırımını dolarda tutanlar zarar etti. Hal böyle olunca döviz kazancı sebebiyle kimse beyanname vermek zorunda kalmadı. Gezi kalkışmasıyla başlayan ve 15 Temmuz ihanetiyle devam eden süreçte doların TL karşısındaki değeri yükselmeye başladı. 2016 yılının ilk yarısında 3 TL’ye kadar çıkan dolar kuru, Ağustos 2018’deki kur saldırısıyla 5 lira sınırına dayandı. Aralık 2021’de 10 liraya yükselen dolar, Kur Korumalı Mevduat uygulamasının devreye alındığı 21 Aralık 2021’de 17 liraya kadar çıkarak zirve yaptı. AK Parti iktidarının ilk yıllarında stabil olduğu için kazanç elde edemeyen döviz yatırımcısının vergi beyannamesi vermesine gerek kalmadı. Ancak daha sonra döviz kurları yıldan yıla katlansa da beyanname vermemek genel geçer bir uygulama halini aldı. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın ses çıkarmadığı vergisiz döviz düzeni, Türkiye’nin yıllardır enflasyon-faiz-kur sarmalında kalmasına neden oldu.
SPEKÜLATİF KAZANÇ AVANTAJLI HALE GELMEMELİ
Şirketlerin döviz kazançları vergilendirilirken, bireysel yatırımcıların yüksek hacimli döviz alım satımından sağladığı gelirleri herhangi bir işleme tabi tutulmuyor. Bireylerin bankalarda tuttuğu yabancı para miktarı şirketlerin döviz varlığının yaklaşık iki katını yani 160 milyar doları aşmış durumda. Üstelik mevcut tasarrufların önemli kısmı üretim, yatırım ya da istihdam amacı taşımıyor. Kur hareketlerinden gelir elde etmeye yönelik işlemler, herhangi bir istihdam oluşturmadan yüksek kazanç sağlayabiliyor.
6 AYDIR %37'DE SABİT TUTUYOR
Reel sektörün yüksek finansman maliyetleri nedeniyle indirim beklentilerinin güçlendiği bir dönemde Merkez Bankası döviz artar korkusuyla faiz oranını yine yüzde 37'de sabit bıraktı. En son 22 Ocak 2026'da indirilen faiz oranı 6 aydır değişmedi. Merkez Bankası'nın kararında, ekonominin enflasyon-kur-faiz sarmalından henüz kurtulamaması etkili oldu. Para Politikası Kurulu (PPK), gecelik borç verme faizini yüzde 40'ta tutarken, gecelik borçlanma faizini de yüzde 35,5 seviyesinde korudu. Enflasyonun ana eğiliminin haziranda sınırlı bir miktar gerilediği tespitine yer verilen açıklamada, "Öncü veriler ana eğilimin temmuz ayında geçici olarak yükseleceğini ima etmektedir" denildi. Duyuruda, jeopolitik gelişmeler eşliğinde artan belirsizlikler neticesinde enerji fiyatlarının yeniden yükselme eğilimine girdiği vurgulandı.
MERKEZ BANKASI’NIN ELİNİ ZAYITLATIYOR
Merkez Bankası'nın enflasyonla mücadelede en önemli hedeflerinden biri fiyatlama davranışlarını kalıcı şekilde normalleştirmek. Ancak kur üzerinde sürekli baskı oluşması, enflasyon beklentilerinin istenilen hızda gerilemesini engelliyor. Beklentilerin yüksek kalması da politika faizinde daha hızlı gevşeme alanını daraltıyor. Reel sektör temsilcileri, yalnızca faiz politikasına odaklanan yaklaşımın yeterli olmayacağını, finansal piyasalardaki vergisel dengesizliklerin de para politikasını zorlaştırdığını savunuyor.
MALİYE: BİREYSELİN DÖVİZ KAZANCINDAN VERGİ ALINIR
Gelir İdaresi Başkanlığı'nın 17 Şubat 2016 tarihli bir özelgesinde bireysellerin döviz kazancından vergi alınması gerektiği şöyle anlatılıyor: "Döviz alım satım faaliyetlerinden doğan kazançların Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 80'inci maddesi kapsamında, değer artışı kazancı olarak vergiye tabi tutulması söz konusu olmamakla beraber, söz konusu faaliyetin ticari organizasyon içerisinde devamlılık arz edecek şekilde yapılması durumunda ticari faaliyet olarak değerlendirilmesi ve bu faaliyetlerden elde edilen kazancın, Gelir Vergisi Kanunu'nun ticari kazançlara ilişkin hükümleri çerçevesinde vergilendirilmesi gerekmektedir."
ENFLASYON ÜZERİNDEKİ BASKININ ANA KAYNAĞI
Kur piyasasında oluşan en küçük hareket dahi birçok sektörde fiyatlama davranışını doğrudan etkiliyor. Dövizde yaşanabilecek olası yükseliş beklentisi, maliyet oluşmadan fiyatlara zam yapılmasına neden olabiliyor. İthal girdi kullanan sektörlerde risk primi daha yüksek hesaplanırken, yerli üretim yapan işletmeler bile ileride oluşabilecek kur artışını öngörerek fiyatlarını yukarı çekebiliyor. Ekonomi uzmanları, spekülatif döviz talebinin kur oynaklığını artırmasının enflasyon beklentilerini bozduğunu söylüyor. Beklentilerdeki bozulma ise para politikasının etkinliğini zayıflatıyor.
ÜRETİM EKONOMİSİNE DÖNÜŞ ÇAĞRISI
Üretim yapan, istihdam oluşturan ve vergi yükünü taşıyan işletmelerin desteklenmesi, finansal spekülasyonun ise kayıt altına alınarak adil şekilde vergilendirilmesi gerekiyor. Ekonomi yönetiminin üretim lehine atacağı vergi adımlarının yalnızca kamu gelirlerini artırmakla sınırlı kalmayacağı; yatırım iştahını güçlendireceği, kaynak dağılımını daha verimli hale getireceği, enflasyonla mücadeleye katkı sunacağı ve para politikasının hareket alanını genişleteceği değerlendirmesi yapılıyor. Üretim odaklı büyüme modelinin güçlenmesiyle faizlerin gerileyeceği ve ekonomik istikrarın kalıcı hale geleceği öngörülüyor.
Cabir TURĞUT
